Osmanlı’nın Son Padişahı Vahdettin Bir Kahraman mıydı?

Osmanlı İmparatorluğu’nun 36. ve son Padişahı Vahdettin, günümüzde de sık sık gündem oluyor. 

Son olarak yazar Mustafa Albayrak, Vahdettin’in kahraman olduğunu ve kendisine ‘hain’ diyenlerin yargılanacağını iddia etti.

Bu soruya kuşkusuz en iyi yanıtı tarihin ta kendisinden alıyoruz. Öyleyse gelin, Vahdettin’in İmparatorluğun son yıllarında ve Milli Mücadele döneminde hangi ‘kahramanlıkları’ ortaya koyduğunu birlikte inceleyelim.

İçeriğimize 1453 yılından, İstanbul’un Osmanlı Devleti tarafından fethedildiği tarihten bir anekdotla başlayacağız. Son Bizans İmparatoru XI. Konstantinos ülkesinin yok olma noktasına geldiği günlerde İstanbul’da ne yapmıştı dersiniz?

Sultan Mehmet’in Ordusu aylar süren kuşatmanın ardından güçlü surları yarıp şehir içine girdiğine, İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedileceği artık kesinleşmişti.

Bizans İmparatoru XI. Konstantinos, Osmanlı askerleri sur içine girip fethin son çarpışmalarını yaptığı sırada Saray’ından şehir dışına çıkan özel bir tünelden kaçarak hayatını kurtarma şansına sahipti. Nitekim yakınları da kendisini kaçırmak istemişti.

Son Bizans İmparatoru ise bu teklifi reddederek kılıcını kuşandı ve şehir içinde halkıyla birlikte Osmanlı askerleriyle savaşarak öldü. 

Fetih gerçekleştikten sonra şehre giren Fatih Sultan Mehmet, imparatorun cesaretini onurlandırdı ve kendisinin bir imparator gibi defnedilmesini istedi.

Peki, aradan geçen yüzyılların ardından son Osmanlı Padişahı nasıl bir tavır sergileyecekti?

VI. Mehmed veya daha yaygın bilinen ismiyle Sultan Mehmet Vahdettin, hiç kuşkusuz çok zor ve sancılı bir dönemde Osmanlı tahtına çıktı. Nitekim kendisi de bu görev için hiç hazırlanmadığını birçok defa ifade etmişti. Bakınız 1918’de tahta çıkışına ilişkin kendisi neler söylüyor:

‘Ben bu makam için hazırlanmadım. Çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan gerektiği gibi tahsil görmedim. Yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. Biraderle hangimizin evvel gideceğimiz malum olmadığından bu makamı bekleyişte değildim. Fakat takdiri ilahi böyle teveccüh etti, bu ağır vazifeyi aldım eyledim. Şaşmış bir haldeyim, bana dua ediniz.’

Mustafa Kemal Paşa ile Vahdettin’in tanışıklığı ile ise Vahdettin’in tahta çıkmasından bir sene önceye dayanıyor. 

O zaman Veliaht Padişah olan Vahdettin, Almanya’ya seyahat ettiğinde kendisine Mustafa Kemal Paşa eşlik etti. 

Bu süreçte beraber geçirdikleri zamanı, Falih Rıfkı Atay kaleme aldı.

Mustafa Kemal Paşa, Almanya seyahatleri boyunca Vahdettin’i etkilemek için çaba sarf ediyor. Kendisine daha atılgan, cesur ve kararlı olması yönünde önerilerde bulunuyor. “Size yardımcı olmama izin verin” diyor.

Vahdettin’in ise son derece silik, niteliksel olarak eksikleri olan, liderlik için gerekli donanıma sahip olmayan bir kişi olduğunu Mustafa Kemal Paşa bu gezide üzülerek anlıyor. 

‘Lakin dinlemesini biliyordu, bu yüzden kendisinden umutlanmıştım’ şeklinde de ekliyor.

Mustafa Kemal Paşa kendisine, ‘derhal başkomutanlığı Enver’den kendi üstünüze geçiriniz. Ordu’ya hakim olunuz. Kendinize kurmay başkanı tayin ediniz. O zaman kurtuluş için çareler düşünebiliriz’ diyor. 

Vahdettin ise bu önerilere ‘düşünelim, bakalım’ gibi karşılıklar veriyor.

Mustafa Kemal Paşa, Kasım 1918’de büyük bir ızdırap içinde teslim olmuş İstanbul’a geliyor. Boğaziçi’nde demirlenmiş işgal gemilerini gördüğünde “geldikleri gibi giderler” diyor. Ardından yaşadıklarını not defterine şu ifadelerle yazıyor.

‘İşgal zırhlıları arasından geçip limana çıktım. Tek başıma bir süre yürüdüm. Fazla param yoktu. Pera Palas’da bir odaya yerleştim. Her şeyin mahvolduğunu gören bir adam gibi üzülüyor, mahvolan her şeyin toparlanabileceğini bilerek teselli buluyordum.’

Mustafa Kemal Paşa için İstanbul’da siyaset yoluyla çözüm arayışına gireceği karanlık bir altı ay başlamıştı.

Paşa için İstanbul’da geçirdiği günler oldukça sıkıntılı geçti. Osmanlı teslim bayrağını çekmiş, başkentte fiili işgal de başlamıştı. Buna rağmen Mustafa Kemal Paşa, çözüm yolunu İstanbul’da aramak için çareler düşünmeye başladı.

Gelin görün ki Mustafa Kemal Paşa, tüm yaşamını cepheden cepheye koşarak savaşarak geçirmişti. Bu yüzden siyasi kariyeri için yatırım yapmaya fırsat bulamamıştı. Yeni kurulacak hükümetlerde büyük yetkiler almak için görüşmeler yaptı ama başarılı olamadı. Vahdettin’e ulaşmaya çalıştı ama önüne bürokratik engeller yığıldı. 

Artık kurtuluşun İstanbul’dan gelmeyeceğini anlamaya başlıyordu.

Paşa’nın aradığı fırsat önüne 15 Mayıs 1919’ta çıktı. Yunanistan, bu tarihte İzmir’e asker çıkardı. Mustafa Kemal Paşa da aynı gün Sultan Vahdettin tarafından Saray’a çağrıldı.

Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’ya ‘Paşa, bugüne kadar Devlet’e büyük hizmetlerin oldu. Bu hizmetin ise hepsinden büyük olacak. Devlet’i kurtarabilirsin’ dediği ifade ediliyor. 

Mustafa Kemal Paşa’nın bu görüşmenin ardından Ordu müfettişi olarak Samsun’a hareket ettiğini biliyoruz. 

Vahdettin’i ‘kahraman’ olarak görenlerin en kuvvetli argümanı da bu görüşme. 

Bu teze göre, Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’ya yetkiyi vererek Milli Mücadele’yi başlatması için Samsun’a gönderiyor! 

Peki, gerçekten öyle mi? 

Sonrasında neler yaşanmış birlikte inceleyelim.

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a hareket ettiği günlerde Karadeniz’de çeteler arasında çatışmalar yaşanıyordu. Rum Çeteler ile Türk Çeteler sürekli olarak birbirlerine saldırıyor, bunu fırsat bilen İtilaf Devletleri de Asayişi sağlama bahanesiyle bölgede işgallere girişiyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın resmi vazifesi de yeni işgallere engel olmak için bölgede çeteleri durdurup asayişi sağlamaktı. 

Paşa, Vahdettin’in kendisine söylediği ‘devleti kurtarabilirsin’ sözünün de bu anlama geldiğini savunuyor. 

Zira Vahdettin, ülkenin tek kurtuluşunun İngilizleri kızdırmadan onlarla iş birliği yaparak sağlanacağını savunan bir fikir dünyasına sahipti. 

Bir başka görüşe göre ise Vahdettin, görünürde Mustafa Kemal Paşa’ya bu görevi vermişti ama aslında kendisini Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için Anadolu’ya göndermişti.

Peki, sonrasında neler oluyor cevabımızı orada bulacağız.

Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’ya verdiği görev Samsun bölgesinde kalıp çetelerin faaliyetlerini durdurması ve asayişi sağlamasıydı. Paşa ise hiç zaman kaybetmeden Samsun’dan aşağı doğru inerek Amasya yönüne ilerledi. Kısa zaman sonra İngilizler, Saray’a bir uyarı göndererek Mustafa Kemal Paşa’nın derhal İstanbul’a geri çağrılmasını istediler.

İngilizlerin bu isteğine elbette direnemeyen Vahdettin, derhal bir emir yayınlayarak Mustafa Kemal Paşa’nın görevinden alındığını ve derhal İstanbul’a dönmesi yönünde çağrısını yaptı.

Paşa, bu emri uygulamayacağını ilan etti. 

Ardından ise Paşa hakkında tutuklama emri çıkarıldı. 

Doğu Cephesi’nin kudretli kumandanı Kazım Karabekir Paşa, Saray’ın emrini uygulamak yerine Mustafa Kemal Paşa’nın emrinde olduğunu ifade etti. 

Aynı günlerde Mustafa Kemal Paşa, çok sevdiği mübarek askerlik mesleğinden istifa ettiğini, artık milletin bir ferdi olarak çalışacağını ilan etti.

Amasya, Erzurum ve Sivas’ta düzenlenen Kongrelerin ardından, 27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal Paşa, ölünceye kadar kalbinde taşıyacağı Ankara şehrine geldi. İşin rengi belli olmuştu, Paşa’nın hareketi Anadolu’da bir silahlı bir Kurtuluş Savaşı’na doğru evriliyordu. İngilizler buna seyirci kalmayacaktı.

Büyük kahramanımız! Vahdettin,  aynı günlerde bir emir yayınlayarak Kuvai Milliye hareketinin kafirler ve asiler hareketi olduğunu ilan etti.

İstanbul’daki Şeyhülislam, Millicilere katılanların katli vacip olduğunu, bunların Padişah efendimize ihanet ettiklerini, Yunan Ordusu’na karşı halkın direniş göstermemesini isteyen bir fetva çıkarttı.

Yine bu dönemde kurulan Kuvai İnzibatiye bölüğü, Anadolu’da halkın direnişe katılmaması için çalışmalar yapmaya başladı. 

Tüm bu çalışmalar, Ankara’daki kurtuluş hareketine Yunan Ordusu’ndan daha çok zarar veriyordu. 

Kuvai Milliyeciler, Anadolu’daki birçok köyden, ‘Halife Hazretleri savaş istemiyor, defolun buradan’ hakaretleri ile kovuldular.

Büyük Kahramanımız Vahdettin’in yaptıkları bunlarla da sınırlı kalmadı. Anadolu içlerine gönderilen isyancı gruplar, “Halife hazretlerine ihanet eden Millici Gavurların kellesini istiyoruz” diyerek onlarca isyan çıkarttılar. Bu isyanlarda çok sayıda milli mücadeleci hayatını kaybetti.

İç isyanlar zar zor toparlanan düzenli orduyu zor durumda bırakıyordu. 

Anadolu halkı yüzyılların geleneğine bağlı olarak Padişah/Halife’nin sözlerine bağlıydı. 

Kuvai Milliye’nin ‘hainler hareketi’ olarak isimlendirilmesi Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’da örgütlenmesini zorlaştırıyordu.

Bu yüzden 1919, 1920 yıllarında Celal Bey (Bayar) Galip Hoca takma ismiyle Batı Anadolu köylerini imam kılığında gezerek Kuvai Milliye’ye asker toplamaya çalıştı.

Tüm bu zorlu sürecin sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları savaşı kazanarak İzmir’e girdi.

İşte şimdi Vahdettin için sonun başlangıcı görülmüştü.

Büyük Kahramanımız Vahdettin! 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırılınca İngilizlere bir mektup yazarak can güvenliğini tehlikede gördüğünü belirterek sığınma talebinde bulundu.

İngilizler de bu sığınma talebine olumlu yanıt verdi. Vahdettin, Saray’ını ve başkentini İngilizlerin gözetiminde terk etti. Önce Malta’ya götürüldü.

1926 yılındaki ölümüne kadar da hiçbir zaman Milli Mücadele’ye destek verdiğini iddia etmedi! 

Yani günümüzde kendisini kahramanlaştırmak isteyenlerin aksine o hiçbir zaman bir ‘kahraman’ olduğunu savunmadı.

Ankara hükümeti aleyhinde mektup ve yazışmalarına devam etti. 16 Mayıs 1926’da San Remo’da öldü. Cenazesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilmedi.

Büyük Kahramanımız Vahdettin! görüldüğü üzere Milli Mücadele boyunca bırakınız Kurtuluş Savaşı’na destek olmayı, en az Yunan Ordusu kadar bu mücadelenin başarısız olması için çaba sarf etti.

Son Bizans İmparatoru, devleti yok olurken çıkıp halkıyla birlikte savaşarak ölmüştü. Son Osmanlı Padişahı ise ne yazık ki son yıllarını ‘devletin kurtuluşunun tek yolunun İngilizlerin istediklerini uygulamak olarak’ gören bir düşünceye sahipti.

‘Hain’ kelimesi bir kenara dursun; milletinin kurtuluş azmine inanmayan ve bütünüyle teslimiyetçiliği kabul eden silik bir karakter olduğunu çok somut bir şekilde görmek mümkün.

Nitekim, Mustafa Kemal Paşa da hem Nutuk’ta hem de diğer söylevlerinde Milli Mücadele Dönemi boyunca Saray’ın ortaya koyduğu politikaları ifade ediyor.

Tüm bu bilgilerin ışığında Vahdettin’e ‘hain’ demek yargılanma sebebiyse; zannediyoruz Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurucu liderlerinin yargılanması gerekecek!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir