Hipertansiyonda şikayetiniz yoksa daha vahim

Hipertansiyonda şikayetiniz yoksa daha vahim

Posted by

Hipertansiyon günümüzde en sık saptanan kronik hastalıklar arasında yer alıyor. Çok sayıda komplikasyona ek olarak diğer kronik hastalıkların sıklığını artırması en olumsuz yönü olarak değerlendiriliyor. Ciddi bir toplum sağlığı sorunu olan hipertansiyon Türkiye’de neredeyse her 3 erişkinden birinin problemi. Bu kişilerin yarıya yakınının hastalıklarından haberdar olmaması ise ürkütücü. Bu durumun en önemli nedenlerinin kan basıncı konusundaki düşük farkındalık ve benimsenmiş yanlış yaşam tarzı olduğu belirtiliyor.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mert İlker Hayıroğlu, hipertansiyon konusunda günlük pratikte en zorlandıkları şeylerin başında, tanı alan hastalarda ilaç uyumunun sağlanmasının geldiğini belirtiyor ve “Toplumun bir kesiminde hipertansiyon tedavisi için kullanılan ilaca bağımlılık geliştirildiği gibi yanlış bir düşünce mevcut. Bu noktada kronik olanın ilaç kullanımı değil hastalığın kendisinin olduğunun bilinmesi gerek” diyerek devam ediyor; “Bu düşüncede hekim dışındaki kişilerden alınan yanlış bilgilerin payı çok büyük.

Hipertansiyonun primer (genetik ve çevresel) ve sekonder (çözülebilir sebep mevcut olduğunda) alt tipleri mevcuttur. Sekonder nedenli (başka bir hastalığa bağlı olarak) hipertansiyon gelişen hastalarda hipertansiyon tedavisi başlanmakta fakat ana hastalık (tiroid bozukluğu benzeri hormonal hastalıklar, yanlış ilaç tüketimi, enfeksiyonlar vb.) tedavi edildiğinde kan basıncı normal seviyelere dönebildiği için başlanan ilaçlar kesilebilmektedir. Sürekli ilaç kullanması gereken primer hipertansiyon hastalarında ise ilaç kesebilme olasılığı konusunda sıklıkla yanlış yönlendirmelerle karşılaşılmaktadır.

Primer hipertansiyon hastalarında başlanan ilacın ezbere kesilmesinin tepki olarak daha fazla yükselmeye ve daha büyük komplikasyonlara yol açtığı unutulmamalıdır. Primer hipertansiyon hastalarında ilaç dozlarının azaltılması veya hekim kontrolünde ilacın kesilme önerisi ancak kullanılan tuz miktarının azaltılması, fiziksel aktivitenin artırılması, kilo alımının engellenmesi ve Akdeniz diyeti gibi yaşam tarzı değişiklikleri ile gerçekleşebilir. Tüm bu şartlara uyulması durumunda bile ilaç kullanımına devam etmek gerekebilir. Hipertansiyon hastaları ilaç kullanmaktan çok kan basınçlarının düzenli gitmemesinden korkmalıdır”diyor.

Doç. Dr. Mert İlker Hayıroğlu’na göre hipertansiyonu sarımsak ve limon suyu ile düzenlemeye çalışmak günlük hayatta sık yapılan yanlışlar arasında bulunuyor. Hipertansiyon tanısı alan bir grup hastanın, yan etki profili bilinen ilaçları kullanmayı reddettikleri (kendileri gibi bu tanıyı almış binlerce hastada yapılmış bilimsel çalışmalar ile etkinliği kanıtlanmış ilaçları) veya en yakın zamanda kesmeyi düşündükleri belirtiliyor. Buna karşın toplumda hastalar arasında ilaç kullanımına karşı geliştirilen bu direnç; sarımsak, limon veya portakal suyu gibi gıdalar gündeme geldiğinde görülmüyor ve çarenin bu besinlerde arandığı belirtiliyor. Sarımsak ve limon suyu gibi ürünlerin tansiyonu düşürebilme özelliklerine rağmen yapılan bilimsel çalışmalarda ana ilaç olmayıp ilaç tedavisi gerçekleştirilen hastalarda tedaviyi destekleyici olarak kullanılması gerektiğine dikkat çekiliyor. Hipertansiyonu sadece bu gıdalar ile tedavi etmeye çalışmak, hastalığın her türlü komplikasyonuna davetiye olarak değerlendiriliyor.

Kan basıncı yüksek seyreden ama bu durumla ilgili şikayeti olmayan kişilerin oranının yüksekliği dikkat çekici bulunuyor. Bu durum, kişinin normali veya direnci olarak düşünüldüğü için hem yanlış anlaşılıyor hem de fark edilmemesi nedeniyle tedavide gecikmelere yol açıyor. Normalin üstünde seyreden kan basıncı ortalamalarının her mm Hg yükselmesi, gelişebilecek problem sıklığını orantısal olarak artırıyor. Ayrıca hastanın yüksek kan basıncı durumunda şikayet hissetmemesi sorunun kronikliğini ve hastanın genel durumunun normalden daha bozuk olduğunu gösteriyor. Vücudun devamlı yüksek kan basıncına maruz kalması sinsi gelişen böbrek ve benzeri organ yetmezliklerine yol açabiliyor. Bu nedenle kan basıncı ortalamaları yüksek olan kişilerin şikayetten bağımsız olarak tedavi edilmeleri zorunlu ve hayati görülüyor.

Hipertansiyon tedavisinde en önemli noktanın günümüzde kullanılan ilaçların hastaya uygun şekilde tekli veya birlikte verilmesi olduğu belirtiliyor. Hayat tarzı değişikliği de tedavinin etkin olmasını sağlayan unsurlar arasında yer alıyor. İlaç tedavisine ek olarak son 10 yıl içinde geliştirilen ve uygun hastalarda önemli yararları olduğu görülen bir yöntem daha bulunuyor. “Renal denervasyon” olarak adlandırılan bu yöntemin özellikle ilaç tedavisine dirençli (uygun tüm ilaçlar kullanılmasına rağmen) hipertansiyon hastalarında elektrik enerjisi veya yüksek frekanslı ultrason dalgaları kullanılarak böbrek sinirlerinin fonksiyonlarını modifiye etmeye yaradığı belirtiliyor. Doğrudan böbrek damarı içinden yapılan bu işlem ile dirençli hipertansiyon hastalarında kan basıncında uzun süreli düşme sağlanıyor. Bu yöntemin ilk defa tanı alıp ilaç kullanmayan hastalara uygulanmayıp ilaçlara dirençli tansiyon hastalarında kullanılması gerektiği belirtiliyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.