Göz altı morluğunuz varsa dikkat! İşte nedenleri...

Göz altı morluğunuz varsa dikkat! İşte nedenleri…

Posted by

Göz altı morluklarını genetik, bireysel ve çevresel çeşitli faktörler nedeniyle alt göz kapağı ve çevresinin renginin koyulaşması olarak tanımlayan Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sıla Kılıç Sayar, hastalığın tedavisinde nedene yönelik yaklaşımın önemli olduğuna dikkat çekerek uyarılarda bulundu.

Göz altı morluklarının, göz altı veya göz çevresi halkaları ya da göz çevresi hiperpigmentasyonu olarak da isimlendirildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Sıla Kılıç Sayar, “Göz altı morlukları yüze yorgun ve olduğundan daha yaşlı bir görünüm verebilir. Göz altı morluğuna göz altında şişme de eşlik edebilir. Nadiren bir sağlık sorununa işaret eder ve genellikle zararsızdır fakat estetik sebeplerle kişileri psikolojik açıdan rahatsız edebilir” açıklamasında bulundu.

Göz altı morluklarının en sık sebepleri arasında genetik faktörler olduğunu belirten Sayar, şu bilgileri paylaştı: “Aynı ailede birden fazla göz altı morluğuna sahip kişi olması riski artırır, bu kişilerde göz çevresinde şikâyetler çocukluk yaşlarında başlayabilir. Doğal yaşlanma süreci de göz altı morlukları ve koyulaşmasının sebepleri arasındadır. Kişiler yaşlandıkça derileri incelir ve esnekliğini kaybeder. Deri altı yağ dokusu, kolajen miktarı azalır ve deri altında bulunan kan damarları daha görünür hale gelir, bu da göz altındaki alanın koyu görünmesine neden olur. Bunlar dışında kişinin sahip olduğu kronik deri hastalıklarından atopik dermatit, kullandığı ilaçlardan doğum kontrol hapları, hormon replasman tedavisi, bazı kanser ilaçları ve glokom için kullanılan göz damlaları da göz altı koyulaşmasına neden olabilir.”

Akut şekilde ortaya çıkan dermatolojik hastalıklardan alerjik kontakt dermatit ve ilaç alerjileri, göz çevresine uygulanan çeşitli işlemler ya da travma sonucu oluşan post-lezyonel hiperpigmentasyonun da sebepler arasında olduğuna işaret eden Sayar, “Bunların dışında, susuzluk (dehidrasyon), uykusuzluk, yorgunluk, göz yorgunluğu, sigara, alkol, aşırı stres, yoğun ultraviyole ışını maruziyeti, kalp-damar hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları, kanama bozuklukları, tiroit hastalıkları, anemi, kötü ve yetersiz beslenmeye bağlı protein, demir, B, C, E ve K gibi vitaminlerinin eksiklikleri diğer faktörlerdir” diye konuştu.

Göz altı morluklarının tedavisi planlanırken mutlaka öncelikle nedeni anlamak gerektiğini vurgulayan Sayar, şunları söyledi: “Dermatoloji uzmanı olan hekim tarafından yeterli fizik muayene, ayrıntılı bir öykü alınması ile altta yatan nedenin tespiti en uygun tedavinin belirlenmesi açısından önemlidir. Göz altı koyulaşmasının sebebi bu çevredeki derinin incelmesine bağlı damarların belirginleşmesi, fazla melanin sentezine bağlı pigmentasyon artışı ya da her ikisi birlikte olabilir. Sonuca göre kamufle edici yöntemlerden sürülebilen ilaç, enjeksiyonlu yöntemler ve cihaz tedavilerine kadar geniş bir yelpazede tedavi seçenekleri vardır.”

Günümüzde göz altı morluğu olan ve altta yatan herhangi önemli bir hastalık olmayan kişilerin en sık başvurduğu yöntemin kamufle etmek olduğunu dile getiren Sayar, fondöten ve kapatıcı tercihlerinde göz çevresi için uygun mineral içerikli ürünlerin tercih edilmesinin önerildiğini belirtti.

Göz altı morluğunu giderici tedavilerden ilk basamakta tercih edilenlerin ise sürülebilen (topikal) ürünler olduğunu vurgulayan Sayar, bunların kullanılmasındaki amacın genellikle deriye koyu rengi veren melaninin oluşumunu ya da derinin en üst tabakasındaki hücreler olan keratinositlere transferini baskılamak olduğunu söyledi.

Hidrokinon, retinoik asit, azaleik asit, arbutin, kojik asit, K vitamini, C vitamini içeren kremlerin ve serumların sıklıkla kullanıldığını belirten Sayar, şöyle devam etti: “Bunların dışında hekim tarafından kimyasal peelinglerin uygun konsantrasyonlarda uygulanması, trombositten zengin plazma yani PRP uygulaması, melanini azaltmak ve/veya deride kalınlaşma yaparak damar görünümlerini azaltmak amacıyla kolajenin üretimini destekleyen peptid içerikli ve enjekte edilebilen ürünlerin göz çevresine mezoterapi yöntemi ile uygulanması diğer tedavi yöntemleridir. Ciltte bütünlüğü bozmayan Q-switched Nd: YAG ya da long pulse Nd: YAG lazer ve ciltte soyulmaya sebep olan ablatif lazerler de kullanılır. Ayrıca ısıtıcı etkisi ile kolajen üretimini destekleyen altın iğne uygulaması (fraksiyonel radyofrekans) da son yıllarda popülaritesi artmış bir yöntemdir.”

Cerrahi olmayan minimal invaziv dermatolojik yöntemlerin en önemlilerinden birisinin de göz altı dolgusu (diğer adıyla ışık dolgusu) uygulaması olduğunu işaret eden Sayar, “Göz altı dolgusu, göz altı bölgesindeki hacmin restore edilmesi ve yumuşatılması için hyaluronik asit içerikli dolgu malzemesi ile doldurulması işlemidir. Uygulanan içeriğe göre bir miktar değişmekle birlikte sonuçları 1 yıla kadar etkilidir. Dolgu uygulaması için uygun hasta seçimi çok önemlidir, göz altı morluklarının göz altında hacim azlığından kaynaklandığı hastalar ve göz altı torbası olmayan hastalar bu uygulama için daha uygun hastalar olacaktır” dedi.

Dr. Öğr. Üyesi Sayar, kamuflaj ve profesyonel tedavi yöntemleri dışında yeterli süre ve yüksek yastıkla uyumak, yeterli ve dengeli beslenmek, bol su içmek, göz çevresinin erken yaşlardan itibaren yeterli nemlendirmek, özellikle göz çevresi morluğuna ve torbalanmasına yatkın aile öyküsü varsa zaman zaman göz çevresine kısa süreli soğuk kompres uygulamanın faydalı olabileceğini belirterek sözlerini sonlandırdı.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.