Tarihe geçecek kriz kapıda… Gölge CIA’in yayın organı yazdı: ABD’nin çöküşü
ABD’nin İki önemli dergisi Foreign Affairs ve Foreign Policy’de yer alan iki ayrı makalede, ABD ekonomisindeki gerilemenin nedenleri, sonuçları ve küresel ekonomiye etkileri tartışılıyor. Gölge CIA’nın yayın organı Foreign Affairs, “ABD’nin yaklaşan çöküşü” başlığını atarken, Foreign Policy “Tüm para krizlerinin anası ufukta” başlığı ile 1990’daki Asya krizinden çok daha büyük ölçekte bir finansal krizin gelmekte olduğunu vurguluyor.
Bahsi gecen iki makaleyi köşesine taşıyan Aydınlık gazetesi yazarı Fikret Akfırat’ın Küresel ekonomik kriz ve Türkiye’nin rotası başlıklı yazısı şöyle:
Özellikle son 25 yıldır, ABD’nin ekonomik ve siyasal açıdan hızlanan gerileyişi uluslararası alandaki en çok tartışılan konuların başında geliyor. Bu durumun nedenleri, içinden geçtiğimiz dönemdeki etkileri ve ilerideki olası sonuçları, ABD ile müttefiklerince ve Atlantik hegemonyacılığının hedefinde yer alan gelişen dünya devletlerince değerlendiriliyor.
‘ABD’NİN YAKLAŞAN ÇÖKÜŞÜ’
Kuşkusuz en önemli konu, bütün diğer gelişmeleri belirleyen ekonomideki durum. Emperyalist hegemonyacılığın gerilemesinde en başa yazılacak etken, ABD ekonomisindeki gerileme. ABD’de yayımlanan iki önemli dergide yer alan iki ayrı makalede ABD ekonomisindeki gerilemenin nedenleri, sonuçları ve küresel ekonomiye etkileri tartışılıyor. Foreign Affairs’te Kenneth S. Rogoff’un makalesine attığı başlık, “ABD’nin yaklaşan çöküşü”. Rogoff, “Washington’un borç bağımlılığı bir sonraki küresel krizi tetikleyecek mi?” sorusunu değerlendiriyor. Rogoff, Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü ve Dış İlişkiler Konseyi’nin (Council on Foreign Relations:CFR) kıdemli üyelerinden.
37 trilyon dolarlık miktarla dünyanın en borçlu ekonomisi olan ABD’nin bu borcu çevrime imkanlarının sonuna gelindiğini vurgulayan yazar, şöyle diyor:
“Washington’daki statükocu yaklaşım, uzun süredir devasa borç sorununu görmezden gelip mucizevi büyüme seviyelerine ve düşük faiz oranlarına dönüşün bu sorunu çözeceğini ummaktı.
Ancak ABD, ulusal borcun yalnızca ülkenin ekonomik istikrarını değil, aynı zamanda küresel gücünü onlarca yıldır ayakta tutan unsurları da baltalayabileceği bir noktaya yaklaşıyor. Bunlara, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana doların küresel finans sistemi üzerindeki güçlü etkisini sürdürmek için birçok şekilde kullandığı askeri harcamalar da dahil. İster 16. yüzyılda İspanya, ister 17. yüzyılda Hollanda, ister 19. yüzyılda Birleşik Krallık olsun, modern tarihte hiçbir ülke, süper güç olmadan para birimini baskın halde tutmayı başaramamıştır” (Foreign Affairs, 19 Ağustos 2025).
BÜTÜN PARA KRİZLERİNİN ANASI
İkinci yazı da, Foreign Policy’de 6 Ağustos’ta Daniel Altman tarafından kaleme alındı. Altman’ın yazısının başlığı, “Tüm para krizlerinin anası ufukta”. Altman, 1990’daki Asya krizinden çok daha büyük ölçekte bir finansal krizin gelmekte olduğunu vurguluyor. Yazar, şöyle yazıyor: “Yedi büyük ekonomi, yıllık GSYİH’lerinden daha fazla borç taşıyor ve bu, daha önce hiç bu kadar yüksek faiz oranlarıyla bir araya gelmemişti. Para birimleri, 1990’ların sonlarındaki Asya ve Rusya mali krizlerini anımsatan, ancak çok daha büyük ölçekte bir dizi devalüasyona hazır”. Altman, IMF’nin tahminine göre Kanada, Fransa, İtalya, Japonya, İspanya, İngiltere ve ABD’nin borcunun, GSYİH’lerinin yüzde 100’ünden fazla olduğunu hatırlatıyor. Altman, “Trilyonlarca dolarlık menkul kıymet birbirine sıkı sıkıya bağlı ve tek bir domino taşı devrilse hepsi devrilebilir” diye vurguluyor (Foreign Policy, 6 Ağustos, 2025).
TÜRKİYE İÇİN DERSLER
Kuşkusuz, ekonomide küresel kriz, emperyalist ülkeleri vuracak vurmasına ama ekonomisi küresel piyasalara bağımlı olan gelişen dünya ülkeleri bu krizi daha ağır yaşayacak. Bu nedenle, gelişen dünya ülkelerinin yukarıda sözü edilen ölçekli büyük krizi atlatmak için çözümler bulması zorunlu.
Büyük ölçüde, küreselleşmeci neoliberal ekonomi programlarını uygulayan Türkiye gibi ülkeler, ekonomilerini güvence altına almanın yolunu bulmak zorunda. Bunun için ana hatlarıyla, dış borca dayalı büyüme modelinin terk edilmesi, devletin mali sistem üzerindeki kontrolünün belirleyici hale getirilmesi, güçlü bir iç pazar ve üretime dayalı bir ekonomi inşa edilmesi elzem hale geliyor. Toplam olarak değerlendirildiğinde, çok kutuplu dünyada Türkiye ve gelişen dünya için ekonomide halkçı/devletçi bir rotaya girilmesinden başka bir yol bulunmuyor.